AVRUPA’NIN TRUMP’LA SINAVI

-ADANA-
Avrupa’nın Donald Trump karşısında nasıl bir sınav vereceği veya vermesi gerektiğini tartışmadan önce, gerilere gidip Adolf Hitler karşısında nasıl bir tutum takındığına bir göz atmak gerek:
Almanya, 1918’de I. Dünya Savaşı sona erdiğinde mağlup ülkeler arasındaydı. Versay Antlaşması’yla ağır askeri yaptırımlara maruz kaldı. Ancak II. Dünya Savaşı başlayana kadar geçen 21 yıllık sürede antlaşma hükümlerine aykırı olarak asker ve silah sayısını artırdı, silah teknolojisini olağanüstü geliştirdi. İçeride yabancı düşmanlığını, ırkçı ve faşist ideolojiyi adım adım topluma yerleştirdi. Almanya açıkça Avrupa’nın göbeğinde göstere göstere savaşa hazırlanıyordu. Yaklaşan felaketi önlemek için 1938 yılı bile geç sayılmazdı. Zira bu dönemde Fransa’nın askeri gücü, Almanya ile boy ölçüşebilecek düzeydeydi. Ancak Avrupa olan biteni izlemekle yetindi. Bazı tarihçilere göre bu umursamazlık aslında bilinçli bir tercihti. Nazilerin silahlanmasını kendileri için değil, Sovyetler Birliği, dahası komünizm için bir tehdit oluşturduğunu sanıyorlardı. Daha sonra bu yanılgıyı Churchill fark ettiyse de artık çok geç kalınmıştı.
Sonuçta Avrupa, Nazi silahlarının bir gün kendilerine yöneleceğini öngöremeyerek 80 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan yanlış bir tarihsel okumanın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldı. Tarihin garip bir cilvesidir ki Avrupa, Hitler’e karşı sonunda ideolojik düşmanları olan Stalin ile ittifak yapmak zorunda kaldı. Doğru da yaptılar. Zira Ruslar Hitler’i topraklarında durdurmasaydı şu anda faklı bir tarihi konuşuyor olacaktık.
Avrupa şimdi Trump ile sınanıyor. Venezüella, İran ve Küba, Avrupa’yı şimdilik çok ilgilendirmiyor görünebilir. Ancak Trump’ın bu emperyalist taleplerinin nerelere kadar uzanacağı pek öngörülebilir değil. Hitler deneyiminden, her suskunluğun, bir sonraki adımı kolaylaştırdığını da not etmek gerek. Kanada, Grönland ve Panama’yı ilhak etme arzusunun, Hitler’in Avusturya, Çekoslovakya ve Polonya ile başlayan yayılmacı serüveninden pek de farklı bir tarafı yok. Trump–Hitler benzetmesi belki abartılı görülebilir. Ancak pek çok benzer tarafları var: Narsistik kişilik, yabancı düşmanlığı, azınlık ve göçmenlere yönelik devlet şiddeti, paramiliter yapıların kurulması, sanrı boyutunda güç kullanma eğilimi, en önemlisi de sınırsız emperyalist talepler. Bunlar, Hitler Almanya’sından hiç de yabancısı olmadığımız pratikler.
Trump’ın Beyaz Saray’daki özel kalem müdürlerinden emekli general John Kelly’nin ifadeleri de bu benzetmeyi doğrular nitelikte. Kelly bir yazısında, “Trump’ın Hitler’e hayranlık duyduğunu, Hitler’in iyi şeyler yaptığını, Hitler gibi kendisine mutlak sadakatle bağlı, emirlerini sorgusuz yerine getiren generallere ihtiyaç duyduğunu” aktarmıştır. Trump’ın da şu sıralar “İran savaşının uzun süreli ve riskli bir çatışmaya dönüşebileceği” uyarısında bulunan kara kuvvetleri komutanı Randy George’yi ve daha pek çok üst düzey komutanı görevden alma hazırlığı içerisinde olduğunu da anımsatalım. İlginçtir ki Hitler de emirlerini sorgulayan genelkurmay başkanı ve daha pek çok ordu komutanını görevden almış ve yerine kendini koşulsuz onaylayan komutanları atamıştır
Artık ne dünyanın ne de Avrupa’nın ikinci bir Hitler vakasına tahammülü vardır, olmamalı da. Avrupa’nın Hitler’i yanlış okumasından kaynaklanan son derece acı bir tarihsel deneyimi var. Eğer yine aynı umursamazlık ve suskunluk içinde olunursa kendilerini de içine alan benzer insani trajediler yaşanabilir. II. Dünya Savaşı örneğinde olduğu gibi, Avrupa’nın bu sefer Trump’a karşı Putin ve Xi Jinping’a yanaşmak zorunda kalması çok da şaşırtıcı olmayacaktır. II. Dünya Savaşı’nın ittifakları, tarihin bu tür garip ve zorunlu yönelimlerinin en çarpıcı tanıklarıdır.

